Kayıtlar

kahramanımız..

ile bu akşam yemek hazırlıkları esnasında karşılaştık..ben mutfakta mutat hazırlıklarla uğraşırken nerden hangi ilham sonucu tam kestiremedim ama bir anda geldi mutfak masasına oturdu..oysa henüz sofra tam hazır değil, çatal kaşık tabak konmuş o kadar, bir yandan yemekler ısınıyor ocakta bir yandan malum yaz salatası olan, domates, beyaz soğan, yeşil biber, salatalık zeytinyağına kendini salıyor bol tuz eşliğinde :) adı bay C. olsun..sevgili Yusuf Atılgan'ın kahramanın adını ç-alalım zira çok severim...yani hem bu adı vermiş olmasını hem Aylak Adam romanını.. bizim bay C. de yorgun olduğunu ama güzel bir yorgunluktan sonra dinlenmenin keyfini çıkardığını söyledi önce..iyi peki dinlenin biraz hem konuşuruz ben de hazırlık yaparken ne dersiniz dedim kabul etti..aslında içimden bir yorgunluk kahvesi ikram etmek geçtiyse de o sırada buna elim müsait değildi..soğuk bir bardak suyu önüne bıraktım sormadan, ki evime gelen herkese ilk yaptığım şey bir bardak suyu hemen sormadan ikram etmek...

ağustos12 den 13 e geçerken..

yani gece yarısına az bir süre kala oturdum bilgisayarın başına.. aslında önce terasa sandalye ve masa atıp yanıma çayımı suyumu falan da alıp nehir gibi akan bulutları izledikten sonra boş kalan  laci-siyah semanın altında oturdum bir müddet..evin içi aşırı sıcak geliyor teras ise rüzgar alıyor ve oturmak gittikçe kaskatı kesilmeye sebep olabilir gibi duruyor..lakin yanmaktansa üşümekten yana oyumu kullanıp (tamam üstüme de bir şeyler aldığımı itiraf ediyorum) rüzgarı yüzümde hissederek burada kalmaya karar verdim.. efenim biz burada gecenin deminde demlenirken bir yerlerde ki içinde sevdiğim ülkede var, güneşler tutuluyor, insanlar seyrediyor..hayırlara haberci olsun..  zaten hep öyle olmuyor mu, birileri bir yerde bişiler yaşıyor hemen yanında başka birileri başka şeyler..mesela doğuyor belki bir ağustos bebesi ayın en uğurlu gününde, diğeri ise ölüyor belki de bundan mesut olarak..amaan dünya halleri...yaz bitmez, fotoğrafla bitmez, anlat bitmez...sonsuzluğu burdan yakalam...

kibar..

insanlar hala var, ne güzel.. bugün, türk kahvemin yanına sigara tellendireyim dedim, sigaramı ve çakmağımı çıkardım lakin bir türlü çakmayan ve dahi yanmayan çakmak ortamda ses yapmaktan ve beni sinir etmekten başka işe yaramadı..etrafa bakındım, masalar dolu ama sigara içen yok..masa üstlerine baktım paketi olan yok..bu arada hala uğraşıyorum ama :) neyse bir baktım biri çakmak uzatıyor, pempe tombiş ne şirin bir çakmak..uzatan eli takip edip yüzüne ulaştım, maviş gözlü tatlı bir tebessümle bakan ecnebi bir hanımefendi..aldım işimi gördüm teşekkür ettim aynı tatlı tebessümü çakmakla birlikte iade ettim..aldı çantasına koydu çakmağı ve tatlısını yemeye devam etti..

görmek..

  Çok hızlı olan şeyler görülemez, fizik yasası.. sevgili ağustos, bu hızla mı geldin hayatıma ki ben selam diyene kadar ayın altısı olmuş..ben o sırada nereye bakıyordum..ooo çok şeye birden yoksa sana baksam seni görürdüm..  hep bir görülme ihtiyacından/arzusundan bahsediyorlar ya psikologlar falan..bir de görme ihtiyacı/arzusu var..görmek istediğim kişiler var..ve şeyler.. görmek istediğim üstelik uzakta olduğu için değil büyük olasılıkla bakmayı beceremediğim çok şey var.. ama işte hız..ya ben hızlıyım ya zaman..kesişim anının büyüsünde uzuuun uzun bir meditafif akışla görmek nasip olmuyor pek.. umutsuz değilim sadece bir tespit.. ayrıca hiç olmadı değil olur yani yine :)

sanırım..

bir iki gündür yine yapay z. saldırısında blogum..sürekli neyi tarıyor olabilir anlamadım ama kesinlikle o kadar ziyaret imkansız..hayırdır inşallah.. bugün okuduğum kitapta ( sırça fanus) karakterlerden biri bir zamanlar çıktığı çocuktan değil de ailesinden hoşlandığı, onların anne-babalığını sevdiği için o çocukla çıktığını söylediği bir bölümü okurken aklıma geldi, yıllar önce bir arkadaşım vardı çalıştığım kurumda erkek hemşire.. ailesi yurdun taaa öte ucunda en doğu karadenizde..istanbul büyük şehir uzun zamandır yalnız başına tutunmaya çalışıyor, görece başarıyor gibiydi..eğlenceli hoş dilbaz yakışıklı..lakin çocuk gibi kalbi vardı..neyse bu bi ara hemşire arkadaşlardan biriyle çıkmaya başladı..kız aralarında en az cazibeye sahip olan kız..bir gün konuşuyoruz çay saati..dedim nasıl oldu bu iş..dedi ki hani birlikte onların kiraz bahçesine geziye gitmiştik ya..ailesiyle ilişkisi o kadar hoşuma gitti, ailesinin misafirperverliğini o kadar sevdim ki onu başka gördüm..ordan dönerken ...

bugün..

odyssey filmini izlemeye sinemaya gittik melike ile..biz sevdik..bu neye göre derseniz kitabı da okumamış biri olarak görsel, hikaye, oldukça doğal görüntüler, abartıdan bence uzak anlatı, dozunda her duygu vb.. şimdi kitabı okumaya hazırım :)) ayrıca kızımla tatlı yaptık..aslında o yaptı ben arada göz ve el attım onun istediği miktarda...bence birinin tatlı yapması ve onu izlemek çok güzel..sonra da yemek ama henüz yemedik :) soğuyacak..her şey sıcak yenmez.. bu gece dolunay var..müzik dinliyorum çay içiyorum ve canım sıkılıyor...olsun sıkılsın bütün gün çok güzeldi çok şükür biraz sıkıntı olsa nolcak.. öyle işte

kısır-mısır..

ultra yağmurlu bir cumartesi..sevgili istanbulum yıkanmalara doyamadı..iyi de oldu..bugün güzel bişi oldu..bir şey tamamlandı bir yol bitti ve başka bir yol ayırımına getirdi son adım..bakalım şimdi hayat labirentinde hangi yoldan nereye doğru falan filan meseleleri... dün pazardan haşlamalık mısır aldım, hem ucuz hem güzel..bugün hemen taze taze pişireyim evlatlarım zevkten dört köşe olsunlar dedim..ama benim canım iki gündür fena halde kısır çekiyordu..şöyle bol ekşili :) dedim kendimi de sevindireyim ki yalnız sevinmediğim kesin..neyse pazardan bol yeşillik de almıştım...oh mis yağmurlu hava, çay, kısır, mısır..daha ne olsun.. edit: maşallah bereketli gün, komşu sabah balığa çıkmış, bol balık tutmuşlar, bize de ikram etti :) akşam yemeği de belli oldu.. güzel yaradanım işte şükrettikçe yağdırıyor. çok şükür bin şükür..