Kayıtlar

samet' e ne oldu-olasılıklardan bir tutam

olasılık 1 samet babasını seçmişti, ilyas da yolunu zira basıp gitmişti..asya için pek bir seçenek kalmamıştı bu anlamda, hayatında değer verdiği erkeklerin kararına mahkum kalmış vefakar ana olmak..ilyasın yokluğunu iki türlü ihtimalle ele alırsak;  -ilkinde o ayrılık sahnesinden hemen sonra savrulmaya devam ederek alkollü bir gecede ölümle biten bir son ve bu haberin asyanın kalbinde artık onun dokunulmaz ve değiştirilmez bir yerinin olması..bu acı verecektir çünkü asya bu sonda kendi payı olduğunu düşünüp bunu dert edinip içindeki ilyas hayaletini kutsayacak dokunulmaz kılacak tabuya çevirecektir..yani yerine iyice yerleşmiş tümör kitlesi gibi onunla iç dünyasında yaşamaya devam edecek bu da oğluna yani bu aziz hatıraya olan düşkünlüğünü arttıracak dolayısıyla çocuğu ana kuzusu haline getirme çalışmalarına hararetle devam edecektir..tabi ki cemşit olayı dengelemeye çalışan faktör olarak elinden geleni yapsa da bir hayalet bir de onun çok da sahiplenmesine izin verilmeyen çocuğun...

samet' e ne oldu - dibace

Sanıyorum ki sinemamızın en beğenilen en çok izlenen filmlerinden biridir "selvi boylum al yazmalım".. unutulmaz iki oyuncumuz ve insanı içsel sorgulamaya sürükleyen hikayesi ile zaten her daim vurulmaya gönüllü olduğumuz aşk ve sevgi kavramlarını ( ve daha pek çok kavramı) önümüze iyi hazırlanmış bir yemek tabağı gibi sunan film benim de en sevdiklerimden. ilk izlediğimde çocuktum ve tabi ki her yaş dönemimde neredeyse bir şekilde tv de karşıma çıktı izledim..her halde en çok izlediğim filmlerden aynı zamanda..yapım yılı olarak benden bir yaş küçük..iyi bir film izleyicisi değilim hiç o toplara girerek değerlendiremem filmi. bence güzeldir o kadar, çünkü kalbe dokunur..artık kalbiniz aklınıza mı başka yere mi dokunur onu bilemem :) geçenlerde film instagramda farklı bir bağlamda karşıma çıktı (hiç haberiniz olmayan zqwx bilmem ne kuşağı dahi olsanız internet aleminin her hangi bir kanalında bir şekilde karşılacağınız kesin zaten) konu filmdeki küçük çocuk samet yani hikayeni...

bu mektup size..

hiç tanımadığım sevgili hanımefendi,  bu, yerini bulmayacak mektuplardan olacak belki, lakin yazılmayı çok istedi..nerden mi biliyorum..anlatayım.. sevdiğim bir yazardan seneler evvel duymuştum bir film izlediğinde yahut bir öykü okuduğunda bir kaç gün üzerine ne film izler ne okur ne başka bir benzer faaliyetle gömmezmiş..oraya öylece aklının ve kalbinin toprağına atılmış tohum misali bırakır günlük hayatın akışında beklermiş.. ne neşvünema bulacak diye de arada kendini yoklarmış..ve tohumdan filizlenen neyse ya da filizlenmişse desek daha doğru, ona bakıp asıl kendinde kalanın ne olduğu, o eserin kendisine ne yaptığı hakkında düşünmeye, yorumlamaya başlarmış..aklımda kalmış..demek ki benim toprağımda bir yer bulmuş, belki farkında olmadan bunu yapıyorum bazı zamanlar.. kızım, o gün arkadaşlarıyla birlikte nasıl bir gün geçirdiklerini anlatırken sizden bahsettiğinde sadece dinlemiş, gerekli tepkileri vermiş ama aklımın bir kenarına da iliştirmiştim..neden bilmiyorum yazmak istedim...

- Z -"zaman mavi yün bir kazaktı sanki"*

Zaman, bazı vakitler yün bir kazak gibi sarıp sarmalıyor bizi hem de en mavisinden, yani umutlu yani hafif yani sıcacık ve koruyucu..en çok da şefkatli...zaman zaman ama her zaman değil..bazı anlar da geliyor ki soyunup atmak istiyoruz o yün kazağı, belki biraz boğuyor ya da kaşındırıyor, daralıyor, sıkıyor, kirleniyor, rengi soluyor.. zamanın da bir zamanı var demek ki..dalga boyu meselesi belki..zaman dalgalı bir şey değil mi..neyse :) işte geldik alfabenin son harfine, canım z'ye ki çok zengin çok zevkli çok zirzop.. havalı...eee  açılışlar kadar kapanışlar da önemli..a açıyorsa z kapatıyor.. az değil o arada olanlar.. ( az demişken hakan günday' a selam olsun)   sesi çıkan çıkmayan, lügatte yeri az ya da çok ille de olan yirmi dokuz harfimiz geçişini bugün itibarıyla tamamlamış oluyor..çok teşekkür her birine..onlar olmasa nasıl dönerdi dilimiz güzelim türkçemize..:) benimle bu yolculuğu yapan herkese, her birinize çok teşekkür ederim, ses veren vermeyen, geçerken uğr...

- Y -" yeni bir şarkıya başla"*

Başlıktaki dize, kitabı rast gele açtığım sayfadan bana gülümsedi..ben de ona.. zaten güne şarkıyla başlamıştım ve şarkı şuydu. :)   sanırım günün mesajı bu.. yeni yıla yeni şarkılar bulmak lazım, yeni yollar, yeni uğraşlar, bakış açıları, yeni düşünceler, yeniden denemeler falan..hadi hep beraber motivasyon patlatalım üstümüze konfeti gibi ışıl ışıl yağsın.. acı serin bir rüzgar var dışarda, başka yerlere yağan karın soğunu biz yiyoruz..tam kış kasavet ama ne gam..insanın iç meteosu asıl mesele..benimki değişken ne yaz ne kış ne bahar..karla karışık parçalı bulutlu ama sis de var..:))  yani çok iyiyim tam olması gerektiği gibi..şahane.. oyun oynama isteğinle oyuna ayırdığın sürenin eş zamanlı bitmesi dünyanın en şahane denk gelişlerinden biri..yaşama isteğinle ömrünün bittiği anın denk gelmesi de öyle olsa gerek..ya da bir ilişkiyle ilgili böyle olması..zamanlama zamanın şans öpücüğü gibi..herkese her zaman  verdiği bir hediye değil.. dün defterime uzun uzun yazdım....

- V -"vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan"*

Efendim ne demiş şarkı " bir fincan kahve olsam kırk yıl hatırım vardı"...bir fincan kahve eşliğinde şöyle düşünüyorum şu an; içtiğimiz onca kahvenin hatırını nasıl ödeşeceğiz..hatırım yok mu diyen en sonunda kim olacak..evet yine saçma bir çıkmaza girdim hemen çıkıyor ve sizi de çıkarıyorum.. çay içelim hatırsız bedava  :)))  Allah minnet borcundan korusun aminnnn. dün akşam izlediğim videoda duydum "sonder" kelimesini..kendi sanat çalışmalarıyla ilgili konuşurken biri, bu kavram geçti..ilginç geldi peşine düştüm..bazı kelimeler bir kedi gibi kuyruk sallıyor peşinden gitmemek mümkün değil azizim.. neyse..aşağıda en sonda alıntıladığım bilgi en özeti diyebilirim..bunu  bazı anlar bir anda fark ederiz, zaten her daim bu farkındalıkla yaşanmaz..hatta bana kalırsa insan ne kadar farkına varıyorsa yaşadığı şeyden o kadar kopuyor..çok da fark etmesek mi.. neyse işte o anlarda yaşadığımız an genişler, değişir.. uzay konumumuz bile değişir hani neredeyse, bir epifani anı g...

- Ü -"üzümlerden ayrı bir üzümdüm"*

İçimde bir sessizlik var, ekrana bakarken kendiliğinden konuşmaya başlayan o iç ses susmuş..hani akşamdan dağınık bıraktığın salon, mutfak, masa bir yer düşün ertesi güne sana liste çıkartacak denli bir yığın işin ip ucu mahiyetinde ortalıkta kalakalmış lakin sabah uyanmışsın hiç bir şey yok...dağınıklık yok, ip uçları yok, liste yok..yerlerine mi yerleşmiş diye çekmeceleri açıp bakıyorsun, dolapların kapaklarını, masanın üstünü falan...yok..yerinde de değil...hiç bir şey yok..sanki biri abra kadabra demiş sihirli değneğini şöyle bir çevirmiş geriye boşluk gibi bir yokluk kalmış..öyle bir şey.. illüzyon bunlar hep biliyorum..şimdi görünmüyorlar böyle sakin sessiz duruyor içim, iç sesim kelimeleri yutmuş gibi susuyor lakin fani bu hal..hal bu adı üstünde..halden hale geçerken bir takılma hali de olabilir..dosya indirilemiyor muhtemelen, güncelleme lazım, ekran donması vesaire..beni anlıyor musun..anlıyorsan ikimiz de iyi değiliz söyleyeyim..:)) üzüm demiş ya didem, ayrı bir üzüm tanesi ...