Kayıtlar

geçmişe mektuplar-2.mektup

sevgili otuz yaşım, ardında bıraktığın günlere senin bulunduğun noktadan bakınca bu kadar yorgun olmanı inan ki şimdi daha iyi anlıyorum..iki binli yıllara yapılan nedense coşkulu geçişi -ki o gece istiklal caddesinin kalabalığında hissettiğin boğulma duygusunu da anımsıyarak- hiç anlamamıştın..bir umuttu yaşatan insanı ve elimize bulduğumuz her sazı alıyor doksanlardan çıkıp yürüdüğümüz zaman yolunun çok daha aydınlığa olacağına belki de gerçekten inanıyorduk ya da toplu bir hayal mi demeli..çok şey değişti tabi o günlerden bugüne ama biz seninle kendi kişisel tarihimizde yürüyelim bırak dünya kendi başına dönsün. işin değişti önce daha ilk yılında iki binin, sonra evlendin, adresin, soyadın, düşlerin, dertlerin, çevren..evlenmeli miydin gerçekten bu soru evlendikten ve hatta anne olduktan sonra epey dolaştı içinde..sana göre olanı sana göre olmayanı senin kim olduğunu...sorulardan yorulmuştun, yaşadıklarından da..sayfa değişti temiz ve yeni bir sayfa açıldı..alt sayfanın mürekkep izl...

geçmişe mektuplar-1.mektup

Efenim, ay gökte kırık boncuk görünümünden tam bir inci tanesine dönmüş, dolmuş taşmış sultan-ı yegah olarak lacivert semada tahtına kurulmuş, baht bekleyen yeryüzü insanlarına tebessümle nazar etmekte..sıcak ve fakat esintili bir istanbul gecesinden yola çıkacağız..tayyi zaman eyleyip bakalım nerelere uzanacağız.. sevgili Neslihan'ın çağrısıyla başladığımız merkür retro günlerindeki bu serinin adı "geçmişe mektuplar"..yer ve gök hizalanıyor..yürüdüğü yolun bir yerinde durup biraz da geriye doğru ne oldu ne bitti ne yitti diye bakınarak yürümek de elzem ve dahi faideli :) nitekim yolda kazanılanlar kadar unutulanlar kaybedilenler bir köşeye düşüp kalmış bizim geri dönüşümüze bekleyen bir şeyler var..hani yazdığın yazının üstünden geçmek gibi..yitiğini geriye doğru aynı yolu yürüyerek aramaz mısın..öyle işte.. ve bir de mektup formatı ayrıca cezbedici zira mektup yazmayı( kağıt/ kalem daha çok olmakla birlikte her türlüsünü) çok severim ve dahi okumayı..bana yazılanı tabi...

geri dönmek..

Denize bakan masada oturuyorum.. ay dolunay fazına iyice yaklaşmış, gökte kırık boncuk gibi parlıyor.. hafif bir esinti ve yazlık mekanların kendine has kokusu var.. bardan yükselen müzik sezenden gülümse.. tek tük oturan otel müşterisi gülümsemiyor sadece kendi aleminde dalgın duruyor.. kaçarcasına çıktık istanbulumdan.. hikayesi sıkıcı boş verin.. sonu tatlıya bağlanmış bütün yorucu hikâyeler gibi birgün anlatmak üzere kenara kaldırılmış durumda.. ve özlemiş dinlenmiş durulmuş olarak döneceğim şehrime bir gün sonra inşallah.. ayrılık da sevdaya dahil biliyorsunuz.. ayrılanlar hala sevgili hatta bence daha bir sevgili.. şimdi özlenmiş bir sevgili gibi istanbulum :) kaç gündür yine bir yazma sancısı dolaşıp duruyor içimde lakin söze dökülme vakti gelmemiş demek ki.. ama bu akşam ne olursa olsun yazmak istedim.. üzüldüm çünkü kadir inanır vefat etmiş haberini aldım.. bir garip oldum.. bazı ölüm haberleri düşündüğünden yada beklediğinden başka yerlere dokunuyor demek ki.. bugün kızıma da...

ıhlamur..

Geçenlerde sabah çok erken saatlerde camı açtığımda  içeriye doğru sel gibi aktı kokusu.. koskoca mahalle baygın baygın ıhlamur kokuyordu..yine bir kaç gün önce sanırım sahilde yürüyüş yaparken fark ettim ki ıhlamur ağaçları gümrah  yemyeşil dalları ve  çiçekleri ile çağıl çağıl akıyorlar denize doğru..yine o bir anda çarpan koku.. ve az önce gecenin karanlığına son bir göz atmak için pencereden başımı uzattığımda yine beni benden alan koku..sanki az önce burdan geçmiş sevgilinin havada kalan o kokusu gibi.. insanın içi bir anda hafifliyor..haziranın en güzel yanı ıhlamur kokusu olabilir..yazın başında kışın soğuk geceleri içtiğimiz o "iyi gelir şifadır" türünden çayından dolayı bildiğimiz halini değil çok daha sürprizli, oyunlu, iç gıcıklayan adeta genç bir kız cilvesindeki tazeliği ile cıvıldaşan başka bir hal üzere ve evet yaza çok yakışıyor..sarı sıcaklardan önce ılık ıhlamur kokulu haziran..bayılmadan az evvelki o tatlı şuur kayması hali :) bana bu yazıyı yazdıran iş...

deli dumrul..

Hikayesini biliyorsunuz. .köprü kurup başında bekler geçenden 33 geçmeyenden döverek 40 akçe para ister.. dedem korkut boş laf etmez biliriz elbet de anlaması hayat boyu sürer..bildiğimiz pek çok şey gibi..hani okuduğumuzu anladık mı soruları vardı ya türkçe kitaplarında ilk okul sıralarında , hatırlarsınız..işte o minvalde okudum bildim dediğini anladın mı diye soruyor hayat her seferinde, yanlışlarını görüp yeniden cevap vermen için de habire aynı soruları soruyor..evet bir sonrakinde yine hatalı ya da eksik olsa da cevabın biraz daha iyi yenilmeye gebe cevaplar üretiyoruz en azından..yani demem o ki deli dumrul misali bir olaylar silsilesi seni o köprüden geçmeye zorluyor olabilir..zira beni zorluyor..geçmeyeceğim şurada daha rahat yol var yahu desem de yok illa geçecen zaten geçmesende dayağı yiyecen hiç kaçışı yok diyor olabilir..o köprünün kendisi değil ama bu haller silsilesi sıratın ta kendisi oluyor olabilir..köprüler, sıratlar, deli dumrullar, haller ahvaller arasında şu ağac...

yaşar mı..

Bugün, gözlerimin önünde, hastanenin önünde büyümüş olan, dalları olmuş yahut olmakta olan diri meyvelerle dolu dut ağacını budadılar..yerlerde yeşil yaprakları ve dutlarıyla dolu dalları uzandı can verdi..insan olsa ölürdü kederinden, dut ağacı yaşar mı sence?

ol-anlar..

Bir çok işinin olması içine esen rüzgara engel olamıyor.. O rüzgar seni alıyor elinden tutup marmaraya götürüyor..bin diyor trene..otur şu boş yere..bak diyor yanına oturan yaşlı nur yüzlü amca elindeki telefondan kuran okuyor..bakıyorum hangi sure, merak ederim o an bana tesadüf eden nedir diye..tur suresini okuyor sonra necm..tebessüm ediyorum..anlamlı karşılaşmalar.. amca o kadar huzur yayıyor ki omzuna başımı koyayım bu tren epeeey uzun bir yol alsın ben karşımdaki pencereden güzelim coğrafyamın türlü çeşit manzaralarını izleyeyim sadece..bir çocukluk hayali işte, trenle bütün anadoluyu ama köyünden kasabasına dip köşe dolaşmak..her yere giden bir tren :)  amca ayrılık çeşmede iniyor.. çeşmelerden bir çeşme..ben üsküdarda alıyorum soluğu..beni o paklar..asıyorum boynuma fotoğraf makinesini ayaklarım nereye canı isterse beni götürsün diyorum..bunu çok seviyorum yani kulağımda müzik elimde makina tek başıma sokaklarda kaybolmayı düşünmeden ölçüp biçmeden oraya buraya girip çıkmay...